ana sayfa  |  english  |  
  • kitaplarımız
  • yazarlarımız
  • biz kimiz
  • yaz deftere
  • haberler
  • adı yok
haberler

Övgü Kafadar'ın Ömer Sevinçgül İle Yaptığı Röportaj

Ruhumdaki gizli güzellikleri dışarıya çıkarmak, başka insanlarla paylaşmak istedim. Bizi biz yapan temel kaynaklarımızı sürekli okuyorum. Her zaman, her yerde, herkese lazım olacak hakikatleri keşfettikçe bunları yazmak istiyorum. İnsanlar ilgimi çekiyor. Anlamaya çalışıyorum onları. Hayatlarını güzelleştirmek istiyorum. Muhataplarımı mesut ederken kendim de mutlu oluyorum.
 

Ömer Sevinçgül’ün Türk edebiyatındaki amacı nedir?
Düşündüklerini, hissettiklerini hikâye yoluyla anlatmak ve kendini ifade etmek... Özellikle genç insanların sorgulamalarına cevaplar vermek... İnsani olan değerleri edebi bir dille anlatmak... Edebiyat bir vasıtadır kuşkusuz. Fakat son derecede önemlidir. Mananın daha etkili ifade edilmesine vesile olur. Kendisine hizmet edilmez ama hizmet aracı olarak kullanılabilir. 

Gençlerin sorgulamalarına ışık tutmaktan bahsettiniz, daha çok gençlere yönelik kitaplar yazdığınızı biliyoruz, Yazar Olmak İstiyorum gibi. Gençlere yöneliş amacınız nedir?
Gençlik sorgulama demektir. Hayatı kavrama sürecidir. Karşımızda, kemikleşmiş bir yapının tersine, çocukluktan çıkmakta olan, insan olma yolunda ilerleyen ve hayatı anlamak isteyen bir kitle vardır. Şahsiyetin biçimlenme dönemidir. Bu yüzden gençlere yazılan yazıların daha etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendim de on beş yaşında okuduğum bir kitabın etkisiyle yazar olmaya karar vermiştim. ‘Kitap dediğimiz şey bu kadar etkiliyse, benim hayatımla ilgili önemli kararlar vermeme sebep olabiliyorsa, demek ki çok önemli’ diye düşünmüştüm.
 

Size bu kararı verdiren kitabın adı nedir?
Bütün kitapları okusunlar diye, bunu sır olarak saklıyorum.(Gülüyoruz). Söylersem herkes bu kitabı okur, diğer kitapları okumaz.
 

Sizce bir yazar yazılarında neyi hedeflemeli, Ömer Sevinçgül neyi hedefler?
Güzel olanın anlatılmasından, güzel örneklerin verilmesinden yanayım. Tabi ki hayatta zorluklar da, çileler de var ama insanlara umut vermek gerekiyor. Sevgi, merhamet, şefkat gibi güzel duyguları vermeye gayret ediyorum. Bir takım acılar da var kuşkusuz fakat hayat bunlardan ibaret değil. Bunlar anlatılırken hayatın güzel yanları perdelenmemeli. Ben dengeli olmaya çalışıyorum.
 

Sizi yazmaya iten sebepler nelerdir? Sizi neler motive ediyor?
Ruhumdaki gizli güzellikleri dışarıya çıkarmak, başka insanlarla paylaşmak istedim. Bizi biz yapan temel kaynaklarımızı sürekli okuyorum. Her zaman, her yerde, herkese lazım olacak hakikatleri keşfettikçe bunları yazmak istiyorum. İnsanlar ilgimi çekiyor. Anlamaya çalışıyorum onları. Hayatlarını güzelleştirmek istiyorum. Muhataplarımı mesut ederken kendim de mutlu oluyorum. İnsan şu evrendeki en önemli varlık. Her birini bir kitapmış gibi okumaya, anlamaya, hissetmeye çalışıyorum. İnsanları kendimde, kendimi insanlarda görmek hoşuma gidiyor.
 

Ömer Sevinçgül realist bir yazardır diyebilir miyiz?
Realizm eğer gerçekleri dile getirmekse öyle denilebilir. Ancak benimki katı, kuru, büsbütün nesnel bir realizm değil. Gerçekleri dile getirirken mutlaka duygulara ve hayallere de yer veriyorum. Yazdıklarımda romantizm gibi uç noktalara gitmesem de hissi taraf mutlaka vardır. Eğer ille de bir edebi ekolden söz edeceksek, benim eserlerim klasisizme daha yakındır diyebilirim.

Sizce sanat ne içindir? Sanat için mi toplum için mi?
‘Sanat sanat içindir’ demek ‘Ayakkabı, ayakkabı içindir’ demek gibi bir şey. Kimi de çıkıyor, ‘Sanat toplum içindir’ diyor. Ben bunları birer alternatif gibi düşünmek yerine her ikisi arasında durmayı tercih ediyorum. Sanata gereken değer verilmeli ancak büsbütün faydasız, hikmetsiz bir sanat olmamalı. Sanat eserinde bir hikmet, bilgelik boyutu olmalı. İnsana bir şeyler vermelidir eser. Hayat bir rüzgâr gibi gelip geçiyor. Hayat bir görevdir, gelip geçici bir takım oyunlarla heder edilememeli. İskambil kâğıdı oynamak gibi olmamalı sanat. Ben sanat nazariyemi tabiattan alıyorum. Rabbimiz, bir şeyi yaratırken hem güzel hem de faydalı yaratmıştır. Her varlığın güzelliği yanında bir de hikmet boyutu vardır. Elmayı düşünelim… Sanatlı, güzel bir eser ama aynı zamanda yararlı. Tadı için yiyoruz fakat vitaminini de alıyoruz bu arada. Doğrudan vitamin vereyim derseniz, insan yemeyebilir. Sanat eseri de böyledir. Sadece eğlendirmemeli, aynı zamanda hakikate de hizmet etmeli. 
 

Politikayı sanatın neresinde görüyorsunuz?
Ben yazarken politik amaç gütmüyorum. Sanatı, edebiyatı politikanın emrine vermeyi de doğru bulmuyorum. Politika gelip geçicidir ancak sanat kalıcıdır. Politikanın emrine vermek sanatı küçültmek olur. Sanat aslında tek insanı anlatır. Bir insanın hayallerini, emellerini, beklentilerini öyle anlatırsın ki, öbür insanlar kendini keşfeder. Sanat bir insanın kendisini tanımasını sağlayabilir. Topluma yararı dolaylıdır. Çünkü toplumu bireyler oluşturur. Bireylere güzel şeyler verilmişse o bireylerin oluşturduğu toplum da güzelleşir.
 

Popüler kültürü edebiyatın neresinde görüyorsunuz?
Tüketim toplumunda özellikle medya vasıtasıyla oluşturulan “Al, kullan, at” kültürüdür popüler kültür. Oysaki sanat bunun tam tersidir ve kalıcı olana yönelir. Sevgi, merhamet, şefkat, yardımlaşma gibi her zaman geçerli olan duygulara yönelir. Popüler kültürün mahsulleri tek yıllık bitkiler gibidir. Kendini popüler kültüre kaptıran sanat eserleri kısa sürede silinir gider.
 

Peki edebiyat sanatçısını neler kalıcı kılar?
Birincisi sağlam bir dil, ikincisi özgün bir üslup ve son olarak işlediği konu bir sanatçının kalıcı olup olmayacağını belirler. Üslup içindeki anlamı muhafaza eden sihirli bir kap gibidir. O kap olmazsa anlam uçar gider. Edebiyat ne söylediğinden çok nasıl söylediğindir. Herkes yazı yazabilir ama yazar dediğimiz sanatkârlar onu etkili ve güzel yazan insanlardır. Ayrıca işlenen konular da çok önemli, salt gündem de olan konuları işleyen sanat eserleri o konunun gündemden kalkmasıyla birlikte ömürlerini tüketirler. Her zaman her yerdeki insanları ilgilendiren evrensel konuları-hayat, ölüm, ayrılık, gurbet gibi- işleyen eserler ise daha kalıcıdır.
 

Bir yazar üslubunu nasıl, hangi yollardan geçerek kazanır?
Üslup sözün kalıbıdır. Bir kumaşı usta bir terzinin bedene göre biçip dikmesi gibi, yazar da muhtevaya göre üslup kumaşını biçer ve diker. Her yazar etkilendiği kitabın üslubunu taklit ederek işe başlar ama zamanla kendi üslubunu bulur. Taklit seviyesinde kalırsa kendisi olamaz. Etkilenmekten korkmamak lazım... Üslup sahibi olmak zaman ve gayret ister. Kişi, kendisi olabilirse üslubu da kendisinin olur. Ferdi ve özgün bir üslup böyle doğar. Çünkü her insan evrende bir tanedir, eşsizdir, benzersizdir.


Üslubunuzu elde edinceye kadar sizin etkilendiğiniz yazarlar kimlerdir?
Okuduğum her yazardan etkilendim. Etkilenmekten de korkmadım. Kendi klasik edebiyatımızdan ve dünya edebiyatından birçok yazar var üslubumu etkileyen. 

Kitaplarınızda sade-yalın bir dil kullanıyorsunuz. Sade-yalın bir dil elde etmek için neler yapıyorsunuz?
Meselenin özünü henüz yakalayamamış yazarlarda edebi sanat yapma merakı vardır. Gerekli-gereksiz teşbihler, istiareler, intak vs. kullanırlar. Hâlbuki edebi sanatlar anlatılamayan bir durumu anlatmak için kendiliğinden gelirse bir anlam ifade eder, aksi halde anlatımı hantallaştırır. Yazar adayları “yürüyüş” sırasında yani henüz erginleşmediği dönemlerde gerekli gereksiz bir sürü süslemelere yer verirler. Upuzun cümlelerle tasvirler yapar, sıra dışı olmaya çalışırlar. Zamanla ustalaşır, gereksiz süslemeleri bir kenara bırakır, sadelik içinde bir güzelliği yakalarlar. Ben bu gidişatı bir ermişin manevi yolculuğuna benzetiyorum. Yolculuk esnasında ermişler çok garip haller yaşarlar. Kerametler, keşifler, sekir halleri birbirini izler. Devri tamamlayabilen ermiş nihayet sahveye yani uyanıklık haline döner, insanlardan bir insan olur. Sanat adamı da buna benzer bir sabrı gösterirse, çocukça bir sadelik içinde en derin manaları dile getirebilir, göz kamaştırıcılıktan, hayret avcılığından kurtulur. Ben de bunu yapmaya çalıştım işte. Bir bebek dili gibi sade bir dil kazanmak istedim. Hani neredeyse kelimesiz yazmak… Becerebildim mi bilmem, bunu takdir etmek okura kalmış… 
 

Okurlarınız için Ömer Sevinçgül’den ziyade Ömer Abi’siniz. Ömer Abi’leri olarak yazma yolunda ilerlemek isteyen gençlere önereceğiniz yazarlar, kitaplar nelerdir?
Bunları sayfalar dolusu anlatıp da kimseyi yormayayım diye bir kitap yazdım: Her Şey Anını Bekler. Yazarlık yolunda ilerlemek isteyen, “Ne okuyayım?”, “Kendime nasıl bir yol çizeyim?”, “Nasıl yazmalıyım?” diye soran gençlerin istifade edebileceği bir kitap. Bütün deneyimlerimi, gözlemlerimi öz halinde yazdım. Okusunlar, başucu kitabıdır, gerekli cevabı orda bulacaklar.

Haberin Kaynağı.

 

 

5/22/2010

Ev pirtûk bi çendan e? *

'Ev pirtûk bi çendan e?', "Ferhenga Tirki - Kürdi heye?" 'Yazının kadim coğrafyasının' okurları, ağızlarında bu iki cümle, standlar arasında yazarlarını arıyor. Zira kadim coğrafya bu hafta, yaz sıcaklarıyla birlikte ilk kez TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ.'nin düzenlediği kitap fuarını buyur ediyor. 120 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu, 40 kültür etkinliği ve 300 yazarla TÜYAP Kitap Fuarı, bu sefer de Diyarbakır'da bekliyor okuyucuları.

Salı günü açılan fuarı üçüncü gününde yakaladığımızda, Diyarbakırlılar çoktan ayaklarını alıştırmıştı, Elazığ yolundaki alana. Fiyat soruyor (bakınız, ilk cümle), Türkçe-Kürtçe/Kürtçe-Türkçe sözlük arıyor (bakınız, ikinci cümle) kucağında bebeği, kolunda arkadaşı, eşi yazarının imzasının, kitaplarının peşine düşüyorlardı. Kürt yazınının, Diyarbakır'ın, 'yasak bir dilde' yazmanın, sosyalizmin ya da Kürtçe'ye çevrilmiş soneleriyle William Shakespeare'in baş köşeye oturacağı söyleşilere katılmak, Kürt edebiyatının kıymetlisi Mehmed Uzun'un anmak üzere konferans salonlarındaydılar.

Kürtçe söyleşiler Fuara İstanbul ve Diyarbakır'dan katılan Kürt yayınevlerinin standlarındaki Kürtçe kitap, dergi ve duyurular, kimi Kürtçe - Türkçe, kimisi sadece Kürtçe söyleşiler, anadili Kürtçe'de yazan edebiyatçılar, dışarıdan gelen edebiyat meraklısını, (Kürtçe bilmiyorsa) Kürt edebiyatının içine giremeyecek olmanın iç sıkıntısına sokacak cinsten. Birbiri ardına kalkışa geçen askeri uçakların gümbürtüsünün hissettirdiği sıkıntıysa... Başka...

Yazının girişindeki cümleleri 'ödünç aldığım' kişi; Diyarbakır Kürt Enstitüsü'nün başkanı Servet Deniz. Standında başrolü Kürtçe Birincisi düzenlenen Diyarbakır Kitap Fuarı'ndan okurlar da yayıncılar da memnun gözüküyor. En çok ilgi gören kitaplardan biri Kürtçe-Türkçe sözlük. Yazarlara tabii ki Mıgırdiç Margosyan. Okurların ise özellikle aradıkları bütün kitapları bulabildikleri için keyfi yerinde 'Kürt edebiyatı ulusal sahneye çıkmış oldu' Diyarbakırlı Kürt yayıncılar, Kürtçe edebiyat eserlerinin yanı sıra dünya ve Türk edebiyatından örneklerin Kürtçe çevirileri, Kürtçe şiir ve çocuk kitaplarıyla alanda.

Lis Yayınevi'nin standında VVilliam Shakespeare'in Kürtçe soneleri, Kürtçe-Türkçe Leyla Erbil'ler, Müge İplikçi'ler, Oya Baydar'lar dikkat çekiyor. Lis Yayınevi, Kürtçe temel eserleri basmakla yola koyulmuş, hedeflerden biri dünya edebiyatından 100 romanı Kürtçe'ye kazandırmak.
Yayınevinin kurucularından, yazar Lal Laleş, Kürdoloji bölümleri açıldıkça bu kitapların temel referanslardan olacağını Kürtçe çocuk kitapları da fuarda ilgi görüyor.

Fuarın çok kültürlülüğe hizmet eden bir adım olduğu kanısında. Bir yandan da soruyor: "Kültür Bakanlığı'nın Türkçe eserlerin çevrilmesine destek veren projesi TEDA, neden Orhan Kemal'in, Yaşar Kemal'in Kürtçe'ye çevrilmesi, Kürt yazarların Almanca'ya, Fransızca'ya çevrilmesine katkı sunmuyor?" Kürt Yazarlar Derneği Başkanı İrfan Babaoğlu da umutlu: "Fuarın iki dilli olması yöre insanını rahatlatır. İleride bu konularda çekince kalmayacak. Fuarla, Kürt edebiyatı yerelden kurtulup ulusal sahneye çıkmış oluyor.

"Fuarın Diyarbakır'a gelmesi ne ifade ediyor sizin için?", sorum iki genç kıza; Oğuz Atay ve Can Baba hayranı Semra ve Zozan Özbek'e...
Aradığı kitapları kimi zaman internetten almak ve karşılığında da 10-15 gün beklemek zorunda kaldıklarını anlatıyorlar. Araya İstanbul'dan gelen bir yayınevi çalışanı giriyor. Carpe Diem Yayınevi'nden, Diyarbakır'a ilk kez gelen Murat Aksel: "Beklediğimizden fazla talep var. Önyargılar yıkılmış. Ana bir tek bizim önyargılarımız yıkılmamış, Diyarbakırlılara karşı. Medya çok kötü yansıtıyor, oysa çok güzel bir şehir Diyarbakır." 'Kitap rahatlatıyor' Fuarın bir alışveriş alanından fazlası olduğunu, buradaki buluşmaların çok daha farklı anlamlara geleceğini özetlemiş oluyor böylece. Daha detaylısıysa yazar Şehymuş Diken'den geliyor: "12 Eylül'den sonraki savaş ortamında çok sıkıntı yaşandı. Hem kent, hem Kürt halkı çok yoruldu. Fuar by-pass görevi de yapıyor. Kitapla buluşma, psikolojik rahatlama getirecektir."

İletişim Yayınları'ndan Kerem Ünüvar'a soruyorum 'burada' olmanın manasını: "Diyarbakırlıların ilgisinden çok memnunuz. Ziyaretçilerin gerçekten kitapları takip eden okurlar olmaları sanırım bütün yayınevlerini sevindirmiştir. Kentin yaşadığı pek çok sıkıntıya rağmen; hem şehrin, hem ziyaretçilerin verdiği moralden ve kitap fuarının hakkını veren bir kentte bulunmaktan dolayı ayrıca mutluyuz." Gün sona erdi, kapanış anonsları yapılıyor. Araş Yaymevi'ndeyse hâlâ hani hani imza veren biri var: Diyarbakırlı yazar Mıgırdiç Margosyan. Öğretmen Nermin Hanım, "Onun kitaplan beni çocukluğuma götürüyor" diyor. Margosyan ise şehrindeki fuarda olmaktan mutlu: "Kürt yayınevleriyle İstanbul'dan gelen yayıncıların tanışması, kültür şehri olarak bilinen bu şehirde bu fuarın açılması çok önemli." Pazar günü sona erecek fuarın havası umut verici, son söz olarak ortak dileği dillendirelim, 'kadim coğrafyanın' kitap fuarı gelenekselleşsin diye umalım...
* Bu kitap ne kadar?
5/22/2010

Tüyap 2010 İzmir Kitap Fuarı

17-25 Nisan'da ki Tüyap 2010 İzmir Kitap Fuarı'nda 24 ve 25 Nisan saat 14:00-19:00 saatleri arasında Ömer Sevinçgül sizlerle buluşacak, hepinizi ısrarla bekliyoruz, gelmeyenlerin arkasından konuşuyoruz!
4/1/2010

Fuara gel fuaraaaa!!

Katıldığımız fuarlar ve tarihleri… Bekliyoruz…
Tüyap Diyarbakır Kitap Fuarı (18 Mayıs - 23 Mayıs)
Tüyap Izmit Kitap Fuarı (15 Mayıs - 23 Mayıs 2010)
Tüyap Bursa Kitap Fuarı (27 Şubat - 7 Mart 2010)
Tüyap İzmir Kitap Fuarı (17 Nisan - 25 Nisan 2010)
Tüyap Diyarbakır Kitap Fuarı (15 Mayıs - 19 Mayıs 2010)
Frankfurt Book Fair (6 Ekim-10 Ekim 2010)
Tüyap İstanbul Kitap Fuarı (30 Ekim - 7 Kasım 2009)

1/29/2010

Dikkat Bu Kitaplar Ruhunuza Dokunabilir !

Ruha Dokunanlar Dizisi yenilenen kapaklarıyla yayımlanmaya devam ediyor… Şubat’ta Shakespeare, Mart’ta Mevlana ve Mayıs’ta Tolstoy kitapçı raflarında yerlerini almak için sıra bekliyorlar…

1/29/2010

Yeni Yeni Yepyeni Kitaplar...

Çok sevilen gençlik kitapları yazarı Ömer Sevinçgül’den Nisan ayında çok etkileyici ve sürükleyici yeni bir kitap geliyor.

Ayrıca yeni ve genç yazarlarımızdan Fatma Burçak’ın keyifle okunacak ikinci kitabı da yolda…

1/29/2010

Şakır Şakır English...

İngilizceye çevrilen kitaplarımıza yenileri eklendi. Kore’den bir ajans ve Fransa’dan bir yayınevi kitaplarımızı kendi ülkelerinde yayımlamak için başvurdular. Carpe Diem kabına sığamıyor, sınır mınır tanımıyor… İlle de “Ben bir dünya yayınevi olacağım.” diye ısrar ediyor…

1/29/2010
2009 © carpe diem yayınları  |  kitap@carpediemkitap.com  |  İletişim
tasarım primeart